Çanakçı: Depremin ekonomik maliyetinin karşılanması mümkün, kısır döngüyü kıracağız

ANKARA – On binlerce insanın ölümüne neden olan Maraş ve Hatay merkezli depremlerin yaralarını sarma çabaları sürüyor. Depremin üzerinden yaklaşık iki ay geçmesine rağmen barınma sorunları devam ediyor. Seçimlerden önce başlayan yeni konutların temel atma görüntülerinin gölgesinde söz konusu depremin ekonomiye etkisi de hesaplanmaya çalışılıyor.

Seçimlerde iddialı olan Millet İttifakı’nda yer alan DEVA Partisi’nin Ekonomi ve Finans Politikaları Başkanı İbrahim Çanakçı’ya göre depremin ekonomik maliyetinin karşılanması mümkün ama mevcut hükümet bunu yapamaz.

‘EYLEM PLANLARIMIZ ARASINDA AFET YÖNETİMİ TEMEL KONU BAŞLIKLARINDAN OLDU’

“1999 depreminin ekonomik MR’ı” olarak nitelendirilen Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan durum tespit ve ekonomik maliyet raporuna katkı sunan isimler arasında yer alan DEVA’lı Çanakçı, Maraş ve Hatay merkezli depremlerin ekonomik yaralarını sarmanın yollarını ve Millet İttifakı olarak seçildikleri takdirde atacakları adımları anlattı:

DEVA Partisi’nin hazırladığı eylem planlarının ilki Afet Eylem Planı’ydı. Bu eylem planının ‘ilk plan’ olarak tercih edilmesinin sebebi neydi?

Biz 22 alanda eylem planı hazırladık. Afet yönetimi Türkiye’nin çok önemli bir sorunu. Sadece Kahramanmaraş depremlerinden sonra gündeme gelen bir konu değil. 1999 Marmara Depremi’ni yaşadık ve uzunca bir süre deprem riski gündemde kaldı. Maraş depremleriyle ilgili öngörüler, değerlendirmeler de sürekli gündemdeydi. Türkiye’nin afet yönetimini müstakilen ve önemli bir konu başlığı olarak ele almaya ihtiyaç vardı. Sadece deprem de değil, sel, orman yangınları gibi diğer afet türlerinin de çok yoğun yaşandığı bir ülke. Bu alanın boş bırakılması düşünülemezdi. Bu yaklaşımın bir parçası olarak afet yönetimini eylem planlarımız arasına temel konu başlığı olarak aldık. 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıldönümünde, 2021’de yayınladık. Afet yönetimi bizim parti programımızın da çok önemli bir parçasıydı.

ÇÖZÜM RAPORUNUN ÜÇ AMACI

Devlet Planlama Teşkilatı tarafından 1999 depremine dair durum tespit ve ekonomik maliyet raporu yayımlanmıştı. Siz de buna katkı sunmuştunuz. DEVA lideri Babacan’ın deyimiyle o rapor ‘1999 depreminin ekonomik MR’ı’ niteliğindeydi. 6 Şubat Maraş Depremi için benzer bir çalışma yaptığınızı biliyoruz. Bu çalışmada bir sonuca ulaştınız mı? 2023 Maraş Depremi’nin ekonomik MR’ı bize ne anlatıyor?

Yayınladığımız Maraş Merkezli Depremler Değerlendirme ve Çözüm Raporu’nun üç amacı vardı. Birincisi depremin mali boyutunu belirlemek, ikincisi Maraş merkezli depremin yaralarını sarmak için hükümetin ne yapması gerektiğini ortaya koymak; üçüncüsü de geleceğe dönük afet risklerinin azaltılması ve afetle mücadele alanında atılması gereken adımları ortaya koymaktı.

‘DEPREMİN MADDİ HASARI MARMARA DEPREMİNDEN EN AZ 2-3 KAT YÜKSEK’

Maraş depreminin ekonomik boyutuyla ilgili TÜRKONFED, Dünya Bankası, TEPAV’ın yaptığı nitelikli çalışmalar var. Bu çalışmalar depremin maddi hasarının 100 ila 150 milyar dolar arasında olduğunu ortaya koyuyor. Siz de Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) 1999 raporuna referans verdiniz. Şu anda DPT’nin kalan izlerinin yer aldığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı da resmi bir çalışma yaptı. Orada da depremin maliyetinin 104 milyar dolar olduğu ortaya konuldu. Dolayısıyla depremin maddi hasarı çok çok büyük. Marmara Depremi’nden yüksek. Can kaybı, bina hasarı, alt yapı hasarı Marmara Depremi ile karşılaştırıldığında en az 2-3 kat yüksek. Mali boyutu da en az o derecede yüksek.

‘DEPREMİN EKONOMİK MALİYETİNİN KARŞILANMASI MÜMKÜN AMA BU HÜKÜMETİN YAPABİLECEĞİ BİR ŞEY DEĞİL’

1999 depreminin ekonomik izlerini hala hissediyoruz. Bu dönem hayata konan vergilerin kullanımı tartışmalıydı, sizin de buna dair eleştirileriniz vardı. Şimdi Maraş merkezli depremin ardından bu maliyetin toplum tarafından nasıl karşılanacağı da merak ediliyor. Bu maliyetin telafisi mümkün mü? Deprem bölgesinin ekonomik açıdan toparlanması için atılması gereken adımlar ne?

Depremin ekonomik maliyetinin karşılanması mümkün. Ama bu mevcut hükümetin yapabileceği bir şey değil. Özellikle ekonomik maliyetin finansmanı dendiğinde elde birkaç temel kaynak var. Öncelikle harcamaların yeniden ele alınması lazım. Bunu hükümetin yaptığını görmüyoruz. Hükümet harcamalarda bir tasarruf programı ortaya koymadı. Evet, Türkiye’nin bütçesi çok esnek bir bütçe değil, bunu kabul etmek lazım ama yine de tasarruf edilebilecek harcama kalemleri var, yatırım harcamalarında, cari harcamalarda ve transfer harcamalarının bir kısmında.

‘HÜKÜMET HALA ‘BENİM ÖNCELİĞİM KANAL İSTANBUL DEĞİL, DEPREMİN YARALARINI SARMAKTIR’ DEMİYOR’

Dolayısıyla burada yaklaşım şu olmalı; depremin yaralarını sarmak ve Türkiye’yi depreme hazırlıklı hale getirmek birinci öncelik olmalı. Ona göre de harcamalar yeniden ele alınmalı. Bu harcamalarda hükümet kayda değer bir tasarruf yapabilir. Yaklaşık 600-700 milyar liralık bir havuz söz konusu. O havuzdan yüzde 10 tasarruf etseniz 70, yüzde 20 tasarruf etseniz 140-150 milyar liralık kaynak ortaya koyabilirsiniz. Ama hükümetin bunu yaptığını görmüyoruz. Hükümet hala “Kanal İstanbul benim önceliğim değildir, ben bu projeyi askıya alıyorum. Benim birinci önceliğim depremin yaralarını sarmaktır” demiyor. Böyle bir adım bir kaynak ötesinde bir mesaj niteliği de taşıyor. Ama bu adım atılmıyor.

‘ÜLKEDE YATIRIMI BATIRACAK ADIMLAR’

İkinci kaynak da tabii ki vergilerdir. Çalışanlar üzerindeki, dar ve sabit gelirler üzerindeki yükü artırmadan atılabilecek vergi adımları var. Bunların başında da imar rantlarının vergilendirilmesi geliyor. Hükümet bu konuda da herhangi bir çaba ortaya koymuyor. Attığı adımlar da ülkede yatırımı baltalayacak adımlar. Vergi istisna ve muafiyetleri ile ilgili adımlar atıldığını görmüyoruz örneğin.

‘GERÇEKÇİ PROGRAM VE ŞEFFAFLIK OLMADIĞI İÇİN YURT DIŞI FİNANSMANA ULAŞMAKTA SIKINTI YAŞANIYOR’

Üçüncü kalem de yurt dışından uygun koşullu ve uzun vadeli finansman. Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, İslam Kalkınma Bankası gibi çok taraflı kalkınma bankalarından kaynak temin etmek mümkün. Deprem harcamalarında kullanmak üzere uzun vadeli, uygun koşullu tahvil ihraçları mümkün. Fakat hükümetin deprem bölgesi ile ilgili hem gerçekçi, tutarlı bir programı olmadığı için hem de şeffaflık noktasında sıkıntıları olduğu için bu kaynaklara erişimde de sıkıntılar yaşanıyor. Öte yandan bağış, hibe ve harcamalar konusunda adımlar atılabilir ama hepsinde şeffaflık çok önemli. Şimdi bir afet fonu kuruldu. Bu afet fonunun hem gelirleri net değil hem şeffaflık ve denetim noktasında da olması gerekenden çok uzakta.

‘PARÇA PARÇA HAREKET ETMEK DOĞRU DEĞİL’

Özetle eldeki imkanlar harcamaları önceliklendirmek, imar rantları başta olmak üzere yeni gelir kaynakları oluşturmak ve uzun vadeli iç ve dış finansman araçlarını devreye sokmak. Bunların olabilmesi için de tutarlı bir program olması lazım. Onun için biz diyoruz ki deprem bölgesi ile ilgili yeniden imar, inşa ve kalkınma programı olmalı. Böyle parça parça hareket etmek doğru bir yaklaşım değil. Böyle bir program ortaya koyarsanız kaynakları da hem içeriden hem dışarıdan mobilize edebilirsiniz.

‘ÜRETİM OLMADAN BÖLGEYE DÖNÜŞLERİ SAĞLAMAK MÜMKÜN DEĞİL’

Bölgeyi ayağa kaldırmak, ticari hayatı canlandırmak için atılması gereken adımlar var. Bazı adımlar atıldı ama yeterli değil. Kamu alacak tahsilinin durdurulması çok önemli. Kredi Garanti Fonu Programı’nın iki katına çıkartılması çok önemli. Ticari hayatı canlandıracak adımlar var ayrıca tarım ve hayvancılığın desteklenmesi gerekiyor. Özellikle yem, tohum, ilaç, gübre, damızlık hayvan desteği gibi konularda hükümetin daha ileri adımlar atması gerekiyor. Bölgedeki yatırımları güçlü bir şekilde desteklemek gerekiyor. İstihdamla ilgili de özel adımlar zaruri. Burada üretim olmadan bölgeye dönüşleri sağlamak mümkün değil.

‘HÜKÜMET KONUTLARI HIZLI YAPACAĞIM DİYE GÜVENLİĞİ TEHLİKEYE ATIYOR’

Maraş depremlerinin ardından afet öncesi alınacak önlemler daha çok konuşulmaya ve tartışılmaya başlandı. Özellikle İstanbul konusunda ciddi bir endişe var. İttifak olarak olası afetlere hazırlık için neler yapıyorsunuz/yapacaksınız?

Millet İttifakı olarak bir deprem komisyonu oluşturduk. Deprem çerçevesinde diğer partilerin önerilerini birleştirdik. O da ilerleyen günlerde hem liderler tarafından hem de partilerin temsilcileri tarafından kamuoyuna yansıtılacaktır. Vatandaşlarımıza özellikle geçici barınma, beslenme, sağlık, hijyenle ilgili daha iyi imkanlar sağlanması gerekiyor. Kalıcı konutlarla ilgili daha gerçekçi, daha doğru plan ve program ortaya koymak gerekiyor. Bunları hem kısa hem ucuz yapmak hem de güvenli olması çok önemli. Hızlı yapacağım diye güvenlik ve maliyet noktasında yanlış yapmamak gerekiyor. Şu an hükümet konutları hızlı yapacağım diye hem güvenliği tehlikeye atıyor hem de ortaya çıkan maliyetler resmi maliyet rakamlarının çok üzerinde.

‘AFAD’IN SİL BAŞTAN YENİDEN DÜZENLENMESİ GEREKİYOR’

Afet yönetimi ve Türkiye’nin bu konuda güçlendirilmesi için öncelikle afet yönetim anlayışının değişmesi gerekiyor. Afet olduktan sonra sonuçları yönetmek yerine o sonuçların ortaya çıkmasını engellemek gerekiyor. Ulusal deprem stratejisi ve eylem planını revize etmek, müdahale planlarını yeniden hazırlamak gerekiyor. Şehircilik ve Afet Yönetimi Bakanlığı kurma önerimiz var. Bunun derhal yürürlüğe konması gerekiyor. AFAD’ın sil baştan yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Liste çok uzuyor. Kentsel dönüşüm ve güçlendirme konusunda da atılması gereken adımlar var. Bizim devreye soktuğumuz “rant İstanbul” yerine “Hayat İstanbul” projesini öneriyoruz. Sadece konut yapmak değil bütün sosyal donatılarıyla bir kapsamlı proje devreye sokmak gerekiyor.

‘EKONOMİK KOŞULLAR AĞIRDI, DEPREM TABLOYU DAHA DA AĞIRLAŞTIRDI’

Millet İttifakı olarak hazırladığınız Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nde ekonomi politikaları başlığına ilişkin hayli detaylı değerlendirmeler ve vaatler var. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik durumu, üzerine gelen deprem etkisini ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yarattığı bilinmezlikleri göz önünde bulunduracak olursanız zorlu bir sürecin sizi beklediğini söyleyebilir miyiz? Bu süreci nasıl yöneteceksiniz?

Zaten ülkenin ekonomik koşulları depremden önce de çok ağırdı. Deprem bu tabloyu daha da ağırlaştırdı. Sorunlar üstesinden gelinemez sorunlar değil. Mesele kaynak, bütçe yönetimi, önceleme ve temel tercihlerle ilgili. Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nde makro bir çerçeve ortaya koyduk. Enflasyonu tek haneye indirme, büyümeyi yüzde 5’in üzerinde tutma, beş yılda 5 milyon istihdam yaratma, milli geliri kişi başına iki katına çıkarma gibi hedefler ortaya koyduk.

‘DOĞRU ADIMLARI ATAN BİR YÖNETİM BU SORUNLARI ÇOK KISA SÜREDE ÇÖZER’

Deprem Komisyonu olarak yapmış olduğumuz değerlendirmeler çerçevesinde bu hedeflerden vazgeçmemizi gerektirecek bir durum söz konusu değil. Ama kaynak tahsisimizi, bütçe önceliklerini ve vergilendirme, finansmanla ilgili adımları yeni koşullar altında ele almamız gerekiyor. Bu çerçevede hareket edildiğinde, zaten güçlü, güven duyulan bir program ve kadro iş başına geldiğinde bu sıkıntıları aşar. Bu hükümet meselelere hep farklı yönden yaklaştığı için, depremin yaralarını sarmayı bile rant devşirme aracına dönüştürdüğü için, sanki işler düzelmez gibi gözüküyor. Ama şeffaf, dürüst, öncelikleri iyi belirleyen ve gelir noktasında da doğru adımları atan bir yönetim bu sorunları çok kısa sürede çözer. Biz de Millet İttifakı olarak buna talibiz.

‘MESELE PROGRAMSIZLIK’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hemen her gün seçim müjdeleri açıkladığı bir dönemden geçiyoruz. Tüm bu müjdelerin ekonomiye maliyetine ilişkin ne söyleyebilirsiniz? Seçim ekonomisinin Türkiye’ye yük olduğu/olacağı yorumu yapılabilir mi?

Sıkıntı şu; emeklilerimize yapılan artışlar, çalışanlara yapılan artışlar hiçbir zaman yeterli diyemeyiz. Bu adımların bir kısmı ‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nde var, hükümet bunları bir anlamda kendi planı ve projesiymiş gibi sunuyor. Mesele emeklilere ve çalışanlara yapılan iyileştirmeler değil, bunu hak ediyorlar. Mesele hükümet bunların hiçbirini bir plan, program ve bütçe anlayışı içerisinde yapmıyor. Bunları yaparsınız ve nereden finanse edeceğinizi ortaya koyarsınız. Özellikle de enflasyon noktasında çok sağlam bir perspektif, plan ve program ortaya koyarsanız bunların hem kamu maliyesine hem de ekonomiye yükünü dengeleyebilirsiniz. Mesele burada programsızlık, bütçesizlik ve tutarlı bir maliye çerçeve ortaya koymamakta.

‘KISIR DÖNGÜYÜ KIRACAĞIZ’

Bu hükümet enflasyonun peşinden maaş ve ücretleri koşturarak bu meseleleri halletmeye çalışıyor. Enflasyonu tek haneye düşürecek güvenilir bir program ortaya koyduğunuzda bu yapılan iyileştirmeler birkaç ayda anlamsız hale gelmeyecek. Hükümet bir iyileştirme yapıyor, ortada bir güven olmadığı için o yapılan iyileştirmeler birkaç ay sonra anlamını yitiriyor. Bizim Millet İttifakı olarak iddiamız bu kısır döngüyü kıracağız. Hem çalışanlarımızın yaşam koşullarını iyileştireceğiz hem de enflasyonu tek haneye indireceğiz. Herkes refahtan pay aldığını hissedecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir