Gillian Tett: Japonya’nın İkilemi, Küresel Kriz Korkusu – Paraanaliz

Gillian Tett, Japonya’nın rekor borç seviyelerine rağmen piyasaların sakin kalmasını “mali paradoks” olarak tanımlıyor ve bu rehavetin küresel riskler açısından neden tehlikeli olabileceğini analiz ediyor.

“`html

Küresel Ekonomi

Gillian Tett: Japonya’nın İkilemi ve Küresel Kriz Endişesi

Küresel sahnede pek çok tehdit ve jeopolitik risk bulunurken, kamu finansmanı kaynaklı sıkıntılar yatırımcıların dikkatini çekmeye başladı. Japonya örneği, küresel borç krizinin ne kadar kırılgan bir ortamda ilerlediğini bizlere gösteriyor. Borç seviyeleri rekor noktaya ulaşsa da, piyasalardaki sakinlik, “her şey yolunda” algısının ne kadar sürdürülebilir olduğuna dair soruları gündeme getiriyor.

  • 17 Ocak 2026

Gillian Tett: Japonya'nın İkilemi ve Küresel Kriz Endişesi

Özet:

Küresel gündem savunma çatışmaları ve jeopolitik zorluklarla doluyken, kamu maliyesi ile ilgili tehditler yatırımcıların yakın takibinde. Japonya’nın durumu, tüm bu karmaşık borç sorunlarının altında yatan temel kırılganlığı gözler önüne seriyor. Borç seviyeleri tarihi zirvelere ulaşmanın yanı sıra, piyasalardaki genel sükunet, “her şey yolunda” algısının geçerliliğini sorguluyor.

Küresel Borç Endişeleri
Küresel Ekonomi
Yen-Dolar Kuru Riskleri

Davos Gündemi Yeniden Yanlış Yönlendirilmiş Olabilir mi?

Dünyayı tehdit eden en büyük riskler neler? 2010 yılında World Economic Forum (WEF) anketlerine göre, cevap oldukça net: mali istikrarsızlık. 2020 yılına gelindiğinde çevresel tehditler ön plana çıkmıştı.

Günümüzde ise durum değişmiş durumda. WEF’in son anketleri, yatırımcıların ve politika yapıcıların artık savaş risklerine — hem askeri hem ekonomik açıdan — odaklandığını ortaya koyuyor. Mali riskler ise listenin son sıralarına gerilemiş durumda.

Bu durum oldukça dikkat çekici. Ancak Davos tecrübesine sahip olanlar için bu sürpriz değil. Çünkü geçmişte WEF tahminlerinin pek çoğunun yanlış olduğu sıkça görüldü. Hatta bazı hedge fon yöneticileri, “Davos’ta söylenenlerin tersine hareket etmek” gerektiği yönünde mizahi yorumlar yapıyor.

2026 yılı, kamu maliyesi kaynaklı risklerin nihayet patladığı bir hesaplaşma yılı olabilir mi?

Küresel Borç Dağı Büyüyor, Piyasalar Sessiz

Günümüzde küresel borç, dünya GSYH’sinin %235’ini aşmış durumda ve artmaya devam ediyor. Ancak piyasalarda belirgin bir panik mevcut değil. Bu çelişki, yatırımcıların rehavete kapılıp kapılmadığını sorgulatıyor.

ABD’de borcun milli gelire oranı %100’ün altında kalmaya devam ediyor. Başkan Donald Trump, borç servis maliyetlerini azaltmak için Federal Reserve üzerinde faiz indirimleri baskısını artırıyor. Birleşik Krallık’ta da zayıf büyüme ve artan borç yükü benzer bir kırılganlık yaratıyor.

Ancak bu ülkeler arasında, finansal paradoksun en çarpıcı şekilde yaşandığı ülke Japonya.

Japonya: Rekor Borç, Piyasa Sükuneti

Japonya, net borcun GSYH’ye oranında %130, brüt borçta ise %240 ile küresel rekorlar elde etmiş durumda. Buna rağmen Japonya, günümüzde küresel hisse senedi yatırımcılarının gözdesi olmuş durumda.

Nedeni ise, ABD’ye kıyasla daha istikrarlı görünmesi ve robotik, lojistik ve deniz taşımacılığı gibi küresel tedarik zincirleri açısından kritik öneme sahip şirketlere ev sahipliği yapması.

Üstelik Japonya’nın yeni lideri Sanae Takaichi, ekonomik reform vaatleriyle yüksek bir halk desteğine sahip. Bu hafta Tokyo Borsası rekor kırarken, Takaichi’nin gücünü pekiştirmek için erken seçim ilan edeceği ve yaklaşık 135 milyar dolarlık bir teşvik paketi açıklayacağı haberleri piyasalarda olumlu bir etki yarattı.

Yen Değer Kaybediyor, Tahvil Faizleri Yükseliyor

Fakat bu olumlu tabloya eşlik eden kaygı verici bir durum var: Yen. Japon para birimi bu hafta dolar karşısında 160 seviyesine kadar geriledi. Bu durum hem sembolik hem de ekonomik olarak önemli bir seviyeyi gösteriyor.

Bu zayıflık ise sadece sıfır faiz politikasıyla açıklanamaz. Japon 10 yıllık devlet tahvili (JGB) faizi %2,16’ya çıkarak son yılların en yüksek seviyelerine ulaşmış durumda.

IMF ve OECD verilerine göre yen/dolar için satın alma gücü paritesi 90’lı seviyelerde. Mevcut kur, bu hesaplamalar ışığında aşırı zayıf bir yene işaret ediyor.

Kriz mi, Normalleşme mi?

Bazı analistler bu durumu yaklaşan bir krizin habercisi olarak yorumluyor. Uluslararası Finans Enstitüsü’nün eski başekonomisti Robin Brooks, Japonya’da faizlerin hâlâ yapay şekilde düşük olduğunu ve artan borç riskine yeterli getiri talep edildiğini ifade ediyor.

Fakat karşı görüşler de oldukça güçlü. Japonya uzmanı Peter Tasker, Japon maliyesi hakkında “kıyamet senaryoları” çizmenin bazı çevrelerde hoş karşılanmadığını savunuyor. Oysa yaşananlar, Japonya’nın yıllarca süren durgunluğunun ardından nihayet normalleşmeye başlamasının bir parçası.

Gerçekten de Japonya’da büyüme ve fiyatlar artış gösterdi. Bu durum, bütçe açığını daraltıyor. Üstelik Japon devlet tahvillerinin %90’dan fazlası yerli yatırımcıların elinde. Bu gerçek, olası bir borç yeniden yapılandırmasının ABD veya Avrupa’ya kıyasla daha “sindirilir” olabileceğini işaret ediyor.

Görülmeyen Tehlike: Yabancı Fonlar ve “Basis Trade”

Fakat Japonya’yı tamamen güvende saymak da mümkün değil. Bank of Japan‘ın son finansal istikrar raporu, yabancı yatırımcıların JGB piyasasındaki işlem hacmini önemli ölçüde artırdığını gösteriyor.

Bugün tahvil işlemlerinin yaklaşık üçte ikisi yabancı yatırımcılar tarafından gerçekleştiriliyor. Hedge fonlar, ABD tahvillerinde de görülen “basis trade” benzeri stratejilerle Japon tahvillerinde pozisyon alıyor. Bu tür işlemlerin aniden çözülebileceği riski, 2020’de ABD tahvil piyasasında yaşananları hatırlatıyor. Ayrıca yen carry trade’in büyüklüğü, bu riski daha da artırıyor.

Asıl Sorun: Küresel Rehavet

Bu durum bir kriz kehaneti değil. Ne Japonya’da yarın bir mali çöküş bekleniyor ne de ABD tahvilleri veya İngiliz gilts piyasasında ani bir kopuş öngörülüyor.

Ancak Japonya örneği, küresel mali sistemde daha büyük bir paradoksu gözler önüne seriyor: Borç sürekli artıyor, ancak yatırımcılar hükümetlere “şimdilik” güvenmeye devam ediyor. Bu sorunun nasıl çözüleceğine dair ise kimsenin net bir yanıtı yok.

Bu rehavet, 2026’da da sürebilir. Ancak “Wile E. Coyote anı” — yani yatırımcıların bir anda aşağı bakıp panikledikleri o an — sadece sessizlikle engellenemez.

2018’den Bir Hatırlatma

2018’de Davos’ta neredeyse kimse pandemi risklerini ciddiye almıyordu. Ardından Covid-19 geldi ve herkes “nasıl gözden kaçırdık?” diye sordu. Mali riskler, bugün benzer bir şekilde “göz önünde ama konuşulmayan” bir tehdit olabilir.

Sessizlik, bazen gürültü kadar tehlikeli olabilir.

Kaynak: Financial Times, Gillian Tett

Atilla Yeşilada ve Guldem Atabay tarafından kaleme alınan özel raporlarımıza abone olmak ister misiniz? Raporlarımız kurumsal müşterilere yöneliktir. Abonelik ücretlidir. Koşulları öğrenmek için bize e-mail atın: [email protected]

“`