Türkiye’nin ihracatta fark yaratması için yeni bir lojistik stratejisi belirlemesi lazım

Duygu GÖKSU

DÜNYA Gazetesi ile İzmir Ticaret Odası (İZTO) işbirliğinde ve Sertrans Lojistik’in katkılarıyla düzenlenen Dış Ticarette Yeni Ufuklar Buluşması’nın ilki İzmir’de gerçekleştirildi. Toplantıda, panelistler başarılı ihracat hikayelerini paylaşırlarken, bu tür öykülerin çoğalması için Türkiye’nin lojistikte yeni bir strateji ortaya koyması gerektiğini vurguladılar.

KELEŞ: “LOJİSTİK GİDER DEĞİL KÂR MERKEZİ”

Türkiye’nin her zaman güçlükleri fırsata çevirmeyi başaran bir ülke olduğunu söyleyen Sertrans Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Nilgün Keleş, “Son dönemde dünyada Türkiye’nin lehine işleyen pek çok gelişme var. Doğru adımları atarsak buradan büyük bir fırsatla çıkabiliriz. Şu anda ara malzeme tedarik ettiğimiz için bu durum ihracatımızın önünde engel. Bunu yavaşlatabilmemiz için yatırım yapmalıyız. Ara mal yatırımıyla birlikte ihracatımızı artırırken, yeni sektörler de büyütebiliriz” dedi.

E-ihracattaki potansiyelin büyük olduğunu vurgulayan Keleş, “İhracatçılarımıza büyük bir talep var. İhracat hikayelerimizin de ana çıkış noktası burası. Türk markalarının yurt dışından gelen ciddi bir talebe cevap vermeye çalıştıklarını görüyoruz. İhracatımızı,girişimci ruhumuz ve kapasitemizle kat kat artıracağımıza inanıyorum. Türkiye’nin en büyük gücü olan KOBİ’lerin potansiyelini görüyoruz. Eskiden lojistik bir gider merkeziydi ama biz, ‘eğer şirketinizin dünyaya tanıtacağınız bir marka olmasını istiyorsanız lojistiği bir kar merkezi gibi görün’ derdik. Lojistik artık bir kâr merkezi” değerlendirmelerinde bulundu.

Lojistikte Türkiye’nin bir stratejisi olması gerektiğini söyleyen Keleş, “Çok hızlı gitmemiz lazım. Avrupa bizim en önemli pazarımız. Hızlı taşıma kadar kıymetli bir şey yok. Önce Türkiye’den lojistik olarak en hızlı çıkma yolunu bulmamız lazım. İzmir de bu anlamda çok önemli bir çıkış noktası” dedi.

DEMİRKIRAN: “FARK YARATARAK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ SAĞLAYABİLİRİZ”

Dünyada demir-çeliğin diğer sektörlere göre ön sıralarda olduğunu söyleyen Kocaer Çelik Genel Müdürü Tolga Demirkıran, “Türkiye’de de sektörümüzde ciddi gelişmeler var. Kocaer olarak, karbon ayak izimizi azaltmak üzere çeşitli çalışmalara çok önceden başladık. İSO 500’deki firmaların sadece yüzde 10’unun sürdürülebilirlik raporu var. 500 milyon doların üzerinde ciro yapan bir firmayız ve üretimimizin yüzde 80’ini ihraç ediyoruz. İhracat yaptığımız şirketlerde bu gelişmeleri iyi izliyoruz” diye konuştu.

Her sektörde olduğu gibi özellikle demir-çelik sektöründe fark yaratan ürünlerle sürdürülebilirliğin sağlanacağını vurgulayan Demirkıran, “Tonaj ve miktar odaklı bir şirket değiliz. Dünyanın zorlu coğrafyalarına ve en zorlu sektörlerine çok yüksek katma değerli ürünler yapan, kar marjı yüksek ürünlere odaklanmış durumdayız. Türkiye’de 800 bin ton kapasiteli 3 fabrikamız var. Çok güçlü bir Ar-Ge merkezine sahibiz. Şirketimizde uzun yıllardır strateji müdürü istihdam ediyoruz. Değer ve fark yaratma kısmı burada başlıyor” dedi.

Yakın zamanda farklı bir ürünün lansmanını yapacaklarını açıklayan Demirkıran, ürünün tarım sektöründe, dünyada bir ilk olacağını sözlerine ekledi.

UYGUNBAŞ: “ÇARPIK DÜZENE BİRTAKIM TAŞLAR ATMAK İSTEDİM”

Annesini kanser nedeniyle kaybettikten sonra35 yıllık avukatlık kariyerini noktalayarak İskoç Organik’i kuran İskender Uygunbaş, “Kanserle savaşmak istedim ve işe solucan gübresiyle başladım. Amacım, gıdaları organik hale getirmekti.Şu an spirulina isimli mavi yeşil bir alg türü üretiyoruz. Bu bakteri sucul yaşamın birinci halkası. Dünyadaki oksijenin yüzde 98’ini sağlayan alglerdir. Dünyada bilinmesine rağmen Türkiye’de yeterince bilinmiyor” dedi.

Dünyada bu ürünün insanlara takviye edici gıda olarak verildiğini ancak meyve ve sebze üretiminde kullanıldığında organiğe yakın ürün elde edildiğini söyleyen Uygunbaş, “Ayrıca toprakta da yüzde 15’lik bir organik madde oluşumu sağlıyor. İsteğim, kendimce buradaki çarpık düzene birtakım taşlar atmaktı. Oldukça pahalı bir ürün. Bir gramı 130 Euro’dan 630 Euro’ya kadar olan ayrı ürünler çıkıyor.1 miligramı 15 Euro’ya satılacak bir ürün ortaya çıkıyor. Türkiye’de şu anda bunu yapan başka kimse yok. Genelde İsrail’den satın alıyorlar. Ekim ayında Çin’e ihracata başlayacağız. 2023 yılında 400 bin dolarlık ihracat yapmayı hedefliyorum” açıklamalarında bulundu.

GÜLDAĞ: “DEĞİŞİMİN FIRSATLARINA ODAKLANMALIYIZ”

Girişimcilik kabiliyetlerinin tek bir işe yönlendirilerek böylece başarı elde edildiğini dile getiren Nasıl Bir Ekonomi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, “Almanya’nın ihracatta kalkınmasının temeli büyük oranda küçük ve orta boy işletmelere dayanıyor. İhracat üretici-ihracatçı işletmeler üzerinden yükseliyor. Türkiye’de de benzer özellikler var” dedi.

Türkiye’de ana sanayinin geliştirilmesi gerektiğini söyleyen Güldağ, “Türkiye’de KOBİ’lerin imkanları ve becerileriyle birlikte esas itibariyle yönetmemiz gereken alan yüksek teknolojili ürünler üretmek. İlk etapta yüksek teknolojinin kendisini üretemeyebiliriz ancak her sektörümüz için iyi işleme ve üretme kabiliyetimiz var. Geleneksel sektörlerimize de yeni teknolojileri intibak ettirebilirsek Türkiye’de başarılı örnekleri daha fazla göreceğiz. KOBİ’lerimizin yapabileceği çok şey var” diye konuştu.

Dünyadaki değişimin tehditlerinin yanı sıra fırsat pencerelerine odaklanmak gerektiğini ifade eden Güldağ, “Mevcut sektörlerimize teknolojiyi katmalıyız. Çizilecek yol haritası belli. Sonuçlara odaklanmalıyız” şeklinde konuştu.

“E-ihracatın payının 2030’da yüzde 10’a ulaşması hedefleniyor”

Toplantının açılışında konuşan İZTO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, “Dış ticarette en yakından bakmamız gereken konu tedarik zincirlerimiz. Pandeminin başında tedarik zincirlerinin yakın bölgelere yoğunlaşması gerektiği konuşuldu; fakat bu zorlu süreç aslında bize riski mal ticaretimizi sadece yakın bölgelere taşıyarak azaltamayacağımızı; ancak, tedarik zincirlerini güçlendirerek azaltılabileceğimizi gösterdi. Tedarik zincirlerinde güvene dayalı güçlü ortaklıklar kuran şirketlerin karlı çıktığını ve başarılı olduklarını gördük” dedi.

Pandemiyle giderek güçlenen e-ticaret ve e-ihracat potansiyelinin artmaya devam ettiğini söyleyen Kızılgüneşler, “E-ihracatın genel ihracata oranı şu anda yüzde 1,3 seviyelerinde. Bakanlık tarafından yeni destek mekanizmaları ve hayata geçirilecek eylem planları ile e-ihracatın genel ihracat içindeki payının 2030’da yüzde 10’a ulaşması hedefleniyor. Avrupa Birliği’nin ithal ettiği ürünlere, ürünün karbon ayak izi oranında vergi getirmeye başlaması ile birlikte, ihracatımızda fiyat avantajını kaybetme riskiyle karşılaşacağız. Tüm platformlarda konuyu gündeme getirip taleplerimizi anlatıyoruz ve üyelerimiz bazında farkındalık ve bilinçlendirme çalışması yürütüyoruz” diye konuştu.

Fark yaratan hikayeler kitaplaştırılacak

Türkiye’deki üretici ve işletmelerin bilinirliğini artırmak üzere hayata geçirilen Fark Yaratan İhracat Hikayeleri projesini gerçekleştiren Sertrans Lojistik’in bu projesi kapsamında dünya pazarlarında kendi alanında önemli ihracat başarısı elde etmiş 10 hikâye anlatılacak ve farklı dillerde kitaplaştırılacak. Proje, önümüzdeki yıllarda da farklı üretici ve ihracatçılarla devam edecek.

Aslanoğlu: Dünya resesyona gidiyor, iş dünyası hazırlıklı olmalı

Katılımcılara, DÜNYA ve Türkiye Ekonomisi Değerlendirmesi konulu sunum yapan Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Erhan Aslanoğlu, dünyayı önümüzdeki bir yıl için sırasıyla yavaşlama ve enflasyon, stagflasyon, dezenflasyon ve resesyon beklediğini söyledi. Aslanoğlu, “Geçen yıl ilk çeyrekte Türkiye’de büyüme 11’in üzerindeydi, bu yıl 7’nin üzerinde başladık. İhracat ve dış talep ağırlıklı bir büyüme var. İç talepte zayıflama var. Türkiye’de büyümenin bu yıl 4 ile 5 arası olacağı görünüyor. Seçime gittiğimiz dönemde makro ihtiyati politikalarla iç talebi bastırmaya çalışan ekonomi yönetimi bu kararından vazgeçer ve iç talebi hareketlendirir mi? Enflasyon yerine büyümeyi tercih etmesi de olasılıklı” değerlendirmelerinde bulundu. Aslanoğlu, “Enflasyon konusunu hepimiz yaşıyoruz. Enflasyonun yükselme ihtimalini artıran bir neden de bu. Hizmet sektörü doğrudan müşteri odaklı olduğu için zamana yayarak bu zamları yapıyor. Hedeften gittikçe sapan bir enflasyonumuz var. Faizimizi düşürdük, Merkez Bankası olarak TL’nin değerini indirdik. Paranın fiyatını düşürdük miktarını artırıyoruz. Değer kaybeden paranın anlamı enflasyondur” diye konuştu. Piyasaların bugünü değil geleceği fiyatladığını dile getiren Aslanoğlu, “Dünya resesyona gidiyor, Türkiye de ondan etkilenebilir. Mevcut hükümet ya da seçim sonrası başka bir hükümet faiz artırmak durumunda kalırsa ekonomide ciddi bir yavaşlama gelecek. O zaman için iş dünyasının hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

Arslan: Türkiye’nin e-ihracat potansiyeli çok yüksek

“Yeni Pazarlar ve E-İhracat Odağında Yeni Kanallar” başlıklı sunum gerçekleştiren Ekonomist ve DÜNYA Gazetesi Yazarı Bader Arslan, “Döviz kurları arttıkça paramız değer kaybettikçe ihracatın artacağının düşünülmesi çok büyük bir yanlış. İhracatın ana belirleyicisi, ana pazarımız olan Avrupa Birliği’nin ne kadar büyüdüğü. İkincisi Avrupa dışındaki ülkelerin ne kadar büyüdüğü. Emtia fiyatları, konjonktürel gelişmeler ve sonrasında döviz kurlarının ne olduğu. O yüzden Türkiye’nin ihracatının geleceğinde döviz kurlarının ne olduğu en önemli faktörlerden biri değil” diye konuştu. E-ticaretin, işletmeler arası, işletmeden tüketiciye doğru ve tüketiciler arasındaki e-ticaret olmak üzere 3 farklı türü olduğunu söyleyen Arslan, “Dünyada 2021 yılı itibariyle, 4,7 milyar kişi internet kullanıyor ve bunların yüzde 40’ı e-ticaret yapmış insanlar. Dünyada yapılan perakende harcamaların 5’te 1’i artık dünya genelinde e-ticaret kanalları üzerinden yapılmaya başlandı ve bunun büyüklüğü de 5 trilyon dolara yaklaştı” dedi. Türkiye’nin e-ihracat konusunda çok yüksek bir potansiyele sahip ülke olduğunu söyleyen Arslan, Türkiye’de ihracatla uğraşan firma sayısının 2021 yılında 468 bin olduğunu ve yüzde 10’unun e-ihracatla uğraşsa 47 bin firmanın e-ihracat yaptığı anlamına geleceğini sözlerine ekledi.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.